Rönesans Dönemi Mimari

Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş, canlanış”…

Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş, canlanış” demektir. Rönesans mimari açıdan ise antikçağın yeniden doğuşu olmuştur.  İtalya yarımadasında Rönesans’la birlikte artan ekonomik zenginlik ve paralelinde kentleşmede yaşanan gelişmeler sonucu, sosyokültürel değişimler yaşanarak yeni bir döneme geçiş yapılmıştır.  Gotik dönemde öne çıkan din eksenli yaşamın hakim olduğu hayat şekli terk edilerek bu dönem yerini bilim ve sanatın daha çok ileride olduğu yeni bir anlayışa bırakmıştır. İtalya o zaman Rönesans akımıyla Eski Yunan ve Roma kültürünün yeniden canlanması fikrini benimsemiş ve bu doğrultuda çalışmalar ortaya koymuştur. İtalya’da yayılmaya başlayan bu yeni hareket, Roma ve Antik Yunan medeniyetlerinin kültür unsurlarının incelenerek yeniden hayat bulması olarak yorumlanabilir.  15. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans hareketi 16. yüzyılın ortalarına doğru Fransa, Almanya, İngiltere başta olmak özere tüm Avrupa’ya yayılmıştır.

Özetleyecek olursak Rönesans sanatı iki kaynaktan gelişmiştir: Birincisi ortaçağ boyunca uzaklaşılan antik Yunan ve Roma elemanlarının kullanılması ve bunların yaşatılması; diğeri ise yeni bulunan perspektif tekniğinin uygulanması işlemidir. Perspektif hem resim hem de mimariye; antik sanat ise sadece mimariye yansıtılmıştır.

Rönesans döneminde çok önemli mimarlar eserleriyle tarihte adlarından söz ettirmiştir. Dönemin ilk mimarı Flippo Brunelleschi olarak kabul edilmektedir. Mimar o dönemde yarım kalan Gotik üslup özelliklerine göre tasarlanmış Floransa Katedralini tamamlayıp ihtişamlı kubbesini inşa ederek dönemin ilk önemli Rönesans mimari eserini ortaya çıkarmıştır. Rönesans mimarisini belli kurallara göre yeniden şekillendiren mimarlar ise Leon Battista Alberti ve Filarette’dir. Yine bu dönemin diğer önemli temsilcileri Donato Bramente, Rafaello Sanzio, ve Michelangelo Buonarrotti olmuştur.

Rönesans mimarisini üç dönemde inceleyebiliriz

1420 – 1500 Rönesans fikrinin ortaya çıktığı, yayılarak kabul gördüğü İlk Rönesans dönemi. Önemli merkezi Floransa’dır.

1500 – 1530 Sanatsal üstünlüğün Floransa’dan Roma’ya kaymasıyla gelişen Yüksek Rönesans dönemi olarak kabul edilir.

1530 – 1600 Barok eğilimlerin görüldüğü son devre olan Maniyerist dönem olarak ifade edilir.

Rönesans Dönemi Mimari Özellikleri

  • Rönesans Dönemi mimarisinde temel ilke olarak sayısal denge, uyum, orantı ve katı bir düzen anlayışı öne çıkar. Yapılar rasyonel olarak kavranabilen açık sayısal orantılara göre düzenlenmiştir.
  • Yapıların ana malzemesi taştır, fakat yükseltilmiş kubbelerde tuğla kullanılır. Sütunlarda ve iç dekorasyonda ağırlıklı olarak mermer kullanılır.
  • Antik mimariden esinlenilmiş, klasik unsurlardan yararlanılmıştır. Fakat mimari taş blok esasına göre değil; taş ve tuğla karışımı yapılan tonoz esasına dayandığından bu açıdan antik dönemden ayrılır. Antik öğeler (sütun, pilastr, saçak silmeler, üçgen alınlık gibi) genellikle yapıların cephelerinde dekoratif süsleme olarak kullanılmıştır.
  • Gotik mimaride önem kazanan sivri kemereleri terk edilerek yeniden yarım daire kemerlere dönülmüştür. Üst örtüde kullanılan çapraz tonoz yerine hem estetik açıdan hem de yapım aşaması sırasında daha kolay uygulama şansı veren beşik tonoz tercih edilmiştir.
  • Cephede yatay çizgiler, yuvarlak kemerler, ince sütunlar, pencere düzenindeki uyum ve yalınlık göze çarpar. Dış görünüşleri genellikle küp ve paralelyüz gibi basit geometrik şekillerden oluşur.
  • Yatay silmeler uygulanarak yapılarda çok katlı ve yüksek bir izlenim yaratılmıştır.
  • Pencerelerde iç içe açılan kemerlere yer verilmiştir.
  • Resim ve heykel sanatı mimarinin bir öğesi, tamamlayıcı unsuru olarak kullanılmıştır. Resim, heykel ve mimari iç içe kavramlar olarak eserlerde birlikte ortaya konmuştur.
  • Yapılarda tüm cepheler aynı derecede önemlidir. Bu yüzden Antik Roma mimarisinin aksine tek cephe değil tüm cepheler bezemelidir.
  • Daha önce Romanesk ve Gotik mimaride ağırlıklı olarak kullanılan kulelerin yerini bu dönem kubbe şekli almıştır. Tanrının kusursuzluğunu simgeleyen daire ve kare formu kilise planlarının ideal biçimi haline gelmiştir.
  • Işıklandırma rast gele olmaktan çıkmış, belirli amaç doğrultusunda planlı kademeli ve kişiyi en kutsal yöne doğru yönelten bilinçli bir sistem kullanılmıştır.
  • Kent mimarisi merkezden dışa doğru açılan yıldız gibi ışınsal (radiocentric) yayılan plan üstüne oturtulmuştur.
  • Dönemin mimarisi daha çok yatayda gelişen ve insan ölçeğine uygun formda planlanmıştır.
  • Bu dönemde dini mimarinin yanı sıra, zengin tüccar ve aristokratların istekleri doğrultusunda sivil mimariye de önem verilmiş ve birçok eser ortaya konmuştur. Kilise, katedral ve şapel gibi dinî yapıların yanında köşk, saray, ev gibi sivil yapılara da ağırlık verilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir